Hüseyin Aygün · @HuseyinAygun62
27th Mar 2014 from TwitLonger
Bava Mursa’nın baladı
1927 yılının bilinmez bir günü, Paga Ali denilen ve adından harap olduğu anlaşılan bir köyde Çê Hesenê Aliyê Kureyş namında bir aileden bir sarışın çocuk dünyaya gelir. 1935’te Pax’ta açılan ilkokulda, Paga Ali’den ve bu aileden okuyan tek kişi bu çocuk olacak. Putik’ten, Körtan’dan, Qıl’dan, Çuxur’dan ve Sogayige’den tam yüz yetmiş sekiz çocuk, baharda bir ırmak boyunu aşan derelere, sodır vakti uluyan kurtlara, metrelerce karda donan ayaklara hiç aldırmadan neşeyle yollara düşer, bu okulda Türkçe, matematik ve “eski yazı” öğrenir.
Asker 1938’in bir sonbahar gününde Paga Ali ve Hegao Pil’e gelir, bölge Demenanlıların çoğunlukta olduğu bir yerdir. Herkes iplerle birbirine bağlanır, halka içinde çocuklar hemen oynamaya başlar. Çocuk, boynunda okul çantası, içinde defteri ile okulda yeni öğrendiği Türkçesiyle komutana, “Biz Demenanlı değiliz” der. Komutan hemen yanındaki milise, “Doğru mu?” der, milis Hüseyin Kılıç başını sallar. Halka içindeki 19 Kureyşanlı ayrılır. Çocuğun iki ablası Demenanlıların gelini ve nişanlısıdır, çocuk onları işaret ederek almaya çalışsa da başaramaz, Demenanlı erkekler gelinlerini vermez. Birazdan asker ortasında Marçik Düzü’ne yürüyüş ve birkaç dakika sonra da tarakalar başlar. Demenanlıların payına yine kırım düşmüştür. Çocuğun iki ablası da kıyametin içinde, Harçik’in serin sularında kaybolmuştur.
Çocuk sonradan Dersim’in en ünlü halk doktoru olacak Siliçli Mıstafa ile Amerikalıların bölgede şifalı bitkiler arama çalışmalarında yer alır. Otun rengini, kökünü, hangi derde deva olduğunu Amerikalılara “kılavuz” olduğu bu gezilerde bir iyice beller. Otlardan oluşan capcanlı tabiatla kardeş olmayı öğrenir. Mıste Siliç ise Dersim’in en ünlü cerrahı olarak tarihe kazılır.
Çocuk her yoksul çocuk gibi davar otarmak, odun kesmek, yaylaya gitmenin dışında dağdaki kuşun, ıraktaki kurdun, Harçik’teki balığın, ormandaki ayının, dorukta esen rüzgârın, Zel’den gelen karın aşığı olur. Dinlediği her öyküyü, kulak verdiği her ağıdı, cemlerde okunan her duayı, yaşlılardan dinlediği her hêkiatı bir güzel ezber eder. Şüarelerle dövülen yurdunda en çok otuz sekiz anıları dinler, hafıza defterine kaydeder. Marçik Düzü’nde “Hakka yürüyen” kızkardeşleri hiç aklından çıkmaz. Pülümür’e tuz getirmeye, Gümüşhane’ye talip ziyaretlerine gider. Cemin nefesi, cemaatin hakemi, duanın erbabı olur. Dersim tarihinin, inancının, kavgalarının, aşiret savaşlarının, Hazreti Ali hikâyelerinin, Kerbela mersiyelerinin ve masalların en iyi anlatıcılarından biri de artık odur. Çê Hesenê Aliye Kureyş ailesinin yoksul çocuğu Musa, bundan böyle “Bava Mursa” adını alır.
Dokuz yüz ellide Urfa’dan bir asker köye gelir, saçı sıfır numara bu esmer yüzlü Dersimli asker tuhaf bir haber getirmiştir. Bava Mursa’nın kızkardeşi Emina Marçik Düzü’nde ölmemişmiş. Adına Yüzbaşı Şükrü Başaran denen bir “qumandar” bin dokuz yüz otuz sekizin o kara sonbaharında, Paga Ali’den Marçik Düzü’ne “ölüme yürüyen” kafileden onu almış, aylarca yanında barındırmış, “Dersim Sefer” emri bitince Urfa’ya götürerek nikâh kıymıştır. Bu asker Şükrü Başaran’ın postasıymış, yüzbaşı dayanamamıştır karısının “ailemi görmek isterim” feryatlarına. Bava Mursa hemen kalkar, Urfa yollarına düşer, karların yolları kapattığı bir gün zorlukla Urfa Postanesi’ne varır, tarif edilen evin kapısını çalar. İçeriden bir kadın sesi, “Kim o?” der, Mursa “Ezune” diye cevap verince Emina içeride hemen ağlar. Kapı açılır, ağabey kızkardeş sarmaş olur, sesli Zazaca ağıtlarla beraber. Şükrü Başaran gelir, tanışırlar, günlerce sohbetler ederler, Harran’a gezmeye giderler, Başaran, “Oğlum emir verildi, biz de kırdık” der, Mursa itiraz eder, öfkelenir, kabullenmez. Emina, “Bunlarla tartışma, bunlar kendi kardeşlerini bile öldürür” der.
Mursa ve aile efratları otuz sekizin kanlı günlerinde dağda, ormanda, ağaç altında, mağarada saklanır, “Sel seferi”nin geçmesini beklermiş. Çocuk gözleri havadan bomba atan tara’yı, bombanın küçük bir parçasının çarptığı Rızaê Mıstıj’in oğlu Zülfü’nün ölümünü görür. Dokuz yüz ellide öğrenir ki, Vartinik’te Xıdo Peêz’i öldüren, af çıktıktan sonra Çuxur Ağaları’nı kurşuna dizen, Haydaran ve Demenan’da toplu kırımlar yapan grubun başında Şükrü Başaran varmış. Masal değil hiç biri.
Bava Mursa yirmi beş mart iki bin on dört günü, bir öğleden sonra, geçen yüzyılın en büyük kötülüğünü gördüğü, serin rüzgârların içinde çocuklara Kırmancki masallar anlattığı, durmadan evliyalarla konuştuğu Harçik suyunun kıyısındaki köyü Paga Ali’de sonsuzluğa uğurlandı. Acılı yüreği “paydos” dedi, kuş kanadıyla ince güzel yüzünü örttü, Zel dağı devrildi, Harçik akmayı kesti, otuz sekizde gidenler selam durdu ona ta ötelerde, masal sustu aniden..
(Hüseyin Aygün, Birgün, 27.3.2014)